A d l a r ı S a k l ı d ı r

A d l a r ı S a k l ı d ı r

A k ı n O l g u n

CUMHURİYET, 30/09/2006

25/10/2006

CUMHURİYET, 30/09/2006

 

Oral ÇALIŞLAR

 

Ölüm Oruçları ve Yaşam...

Akın Olgun 'un ''Adları Saklıdır'' (Güncel Yayıncılık) kitabını yayımlanmadan okumuştum. Akın, 17 yaşında bir genç olarak girdiği cezaevlerini, işkence evlerini, ölüm oruçlarını, örgütleri ve tabii ki en çok da kendilerini anlatıyor.

Sıvas'ın Divriği ilçesinden 2 Temmuz (1993) Sıvas katliamının olduğu bir günde İstanbul'a gelip bir gecekondu mahallesine yerleşen Alevi bir ailenin öyküsü bu aynı zamanda. Kitabın önsözünü de ben yazdım ve duygularımı şöyle dile getirdim: ''Gecekondu mahallelerinin, dışlanmış, yoksullukla sarmalanmış ailelerinin çocukları onlar. Mahallenin bıçkınlarıyken, kendilerini bir örgütün içinde buluveriyorlar. Yaşamları sert, içinde yer aldıkları akım da sert. Her şey ölüm ve işkenceyle iç içe.''

****

Ölüm oruçları çok gencin yaşamına mal oldu. Hâlâ da bazı cezaevlerinde birkaç kişi de olsa ölüm orucunu sürdürenler var. Kim bu insanlar? Arkalarında nasıl bir toplumsal gerçek duruyor? Nereden gelip nereye gidiyorlar?.. İşte bu gerçekleri bütün yalınlığıyla öğreniyoruz bu kitaptan.

Bu gençler, devlet, örgüt ve toplum paradigmasının içinde kendilerine bir yer arıyorlar, kimlik arıyorlar. Bunlar, yoksul ve dışlanmış ailelerin büyütüp umut ürettikleri çocukları. Bu çocuklarla birlikte aileler de bir dramın parçası haline geliyorlar.

****

Akın Olgun'un kitabını bir solukta okursunuz. Onların heyecanlı, öfkeli, sitemkâr, hınçlı, kırgın, iddialı hallerine tanık olursunuz. Kitabı okuyup bitirdiğimde duygularım şöyleydi: ''Okurken, diline ve kavrayışına hayran olduğumu itiraf ediyorum. Bu çocuklara neden bu kadar acı çektirdik? Türkiye, ne kadar çok çocuğunu, yetenekli gencini acımasızlık değirmeninde öğüttü? Akın Olgun'un yazdıklarını, acılardan süzülen bu genç adamın çığlığını, olgunluğunu.. olayları hiç abartmadan, kimseyi suçlamadan, ama her şeyi suçlayarak ve eleştirerek aktarmasını soluk almadan okudum.'' Sizin de okuyacağınızdan eminim.

****

Akın Olgun'un kitabının çıktığı günlerde, bir avukat, bu çocukların avukatı Behiç Aşçı , yüz günü aşan bir süredir ölüm orucunu sürdürüyordu. Behiç Aşçı'yı cezaevindeki olaylı günlerde tanıdım. Hep bir cezaevinden diğerine koşuyordu. Zaman zaman kendisi de cezaevine düşüyor, avukatlık yapamayacak hale geliyordu. Sabrına, takipçiliğine diyecek yoktu. Çaresiz ailelere, sürekli ölümle iç içe yaşayan gençlere bir şeyler yapabilmek çabasıydı onunkisi. Cenazelerin başında da hep o bulunurdu.

Ölüm orucuna başladığını duyduğumda, ''Eyvah'' dedim. Bu satırları okuyanlar bilirler, ölüm oruçlarını bir eylem biçimi olarak hiç benimsemedim. Bunu cezaevindekilere de anlattım, ailelere de... Hele cezaevi dışında ölüm orucu eylemine hiç sıcak bakmadım.

Benim benimsememiş olmam, bu gerçeği ortadan kaldırmıyor. Behiç Aşçı ölüme doğru yolculuğunu sürdürüyor. Gerekçesi de açık: Cezaevlerinde tecrit ve baskıların sona erdirilmesini istiyor.

Nedir bu tecrit diyebilirsiniz... 19 Aralık 2000 tarihinde 20 cezaevinde birden operasyon yapıldı. Ölüm orucu yapılan bu cezaevleri bombalarla, zehirli gazlarla kuşatıldı ve içerdeki siyasi tutuklu ve hükümlüler F Tipi adı verilen cezaevlerine nakledildiler.

''Hayata Dönüş'' adı verilen bu operasyonda 30'dan fazla genç yaşamını yitirdi, onlarcası sakat kaldı. F Tipi Cezaevleri 3 kişilik ve tek kişilik hücrelerden oluşuyor. Bu cezaevleri asıl olarak siyasiler için kullanılıyor.

Tutuklu ve hükümlüleri tamamen birbirinden izole etmeyi hedefleyen bu cezaevlerinin ıslah amaçlı kurulduğu iddia edildi!.. Ancak kurulduğu günden bu yana, ortaya çıkan birçok gerçek ne yazık ki kamuoyunda konuşulup tartışılmadı.

Henüz suçu sabit bile olmamış, yaşları 18-25 arasında değişen, çoğunluğu liseli ve üniversiteli gençlerden oluşan topluluklar bu cezaevlerine kondu. Bir yürüyüş ve mitinge katılan birçok genç ''terör örgütü üyesi'' gerekçesiyle çok ağır cezalara çarptırıldılar. Küçük bir cezayla okullarına, yaşamlarına dönebilecekken, bütün gelecekleri karartıldı.

Bu yanlış ve sert yaklaşım, onları da umutsuz hale getirdi ve sertleştirdi. Ancak tecrit kolay değil. Birçoğu psikolojik hastalıklara yakalandılar. İntihar edenler oldu. Delirenler oldu. Ağır ve kalıcı hastalıklara yakalananlar oldu.

****

Kamuoyunun bu konuya ilgisi azaldığı için siyasetçiler de burada yaşananları görmezlikten gelmeyi yeğlediler. Şu ana kadar 122 genç bu cezaevlerinde yaşamlarını yitirdi. Kendisini yakanlar oldu. Dram sürüyor.. Behiç Aşçı'nın ölüm yolculuğu sürüyordu...

 

Yeniden çözüm için bir diyalog adımı atılamaz mı?..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
1 yorum yazilmistir

2007-04-18 00:37:50 - Burda neden yorum yok?

Yazan: 060606
Kimsenin buna yüreği yetmediği için mi yoksa yeniden hatırlamamak için mi bilinmez..işte böyle susarsak halimiz bugünkünden beter olur:((yazsanıza,konuşsanıza..hadi ne duruyorsunuz ya..?bu gibi gerçekleri yazanları atıyorlarmı yoksa?atsınlar o zaman benide daha yazarımda sakıncalı olmasın kendim için değil ha..sakın yanlış anlaşılmasın..
Bağlanti :: ::

« Önceki - Sonraki »