![]()
![]()
BİRGÜN, 02/10/06
Yaşar SEYMAN
Postadan aldığım gün bir solukta okuduğum kitabın adı. Yazarı Akın Olgun. Akın'ı, Almanya'nın Königsvvinter kasabasının Peters-bergOtel'inde KöberVakfı'nın düzenlediği toplantıda dostum Ayşe Önal, "Al sana ölüm oruçlarından kalan bir kardeş!" diye tanıştırdı. Güleç bir mülteci ile tanışmak beni etkiledi.
Bir yıl sonra ilk kez gittiğim Londra'da artık ablasını alanda almaya gelen gülen yüzü ve elinde yanan sigarası ile sarıldık. Akın, benim göz fotoğrafımda biraz da koyu kahve ve sigaraydı...
İki kez Londra'da birlikte katıldığım toplantı aralarında ayaküstü söyleştik. Onun, yaşam öyküsünü çok az dinleyebildim. Dar zamanlarda bana çevirmenlik, gazeteye yazımı yazmam için asistanlık bir de alışverişlere eşlik etmek az mı? Kısa yürüyüşlerde yaşam öyküsünden kesitlere kulak vermek de kolay mı?
Behiç Aşçı... O bir savunman. "5 Nisan Dünya Avukatlar Günü"nde F tipi cezaevlerinde tecrit uygulamalarının kaldırılması için ölüm orucuna başladı. Bugün 180. günü geçti. Son günlerde Behiç Aşçı'ya, sivil toplum örgütlerinin önderleri, yazarlar, sanatçılar destek için gidiyor ve tecridin kaldırılmasını istiyorlar.
F tipi uygulamaları için yıllar önce 'P harfiyle barışıklığımı yitireceğim, nedir bu ölüm oruçları? Ülkeyi yönetenler, ülkenin üzerindeki bu utanç bulutlarını kaldırın.
Ölenlerin sayısını saymaktan vazgeçin diye yazmışım. Aylar sonra köşe yazılarıma baktığımda farkında olmadan onlarca F tipi ve ölüm oruçları için yazımı yeniden okudum. Son yazım o yıllarda cezaevinde ölüm orucunda olan Aysel Bölücek'ten gelen Ftipi mektuptu...
Behiç Aşçı'nın sağlık durumunun kaygısı içinde Akın Olgun'un. Kitabını okumayı sürdürüyorum. Her dinlenme anında arka kapakta sevgili dost gazeteci Oral Çalışlar'ın makalesi gözüme bir kez daha saklanıyor bir kez daha okuyorum:
"Okurken diline ve kavrayışına hayran olduğumu itiraf ediyorum. Bu çocuklara neden bu kadar acı çektirdik? Türkiye, ne kadar çok çocuğunu, yetenekli gencini acımasızlık değirmeninde öğüttü? Akın Olgun'un yazdıklarını, acılardan süzülen bu genç adamın çığlığını, olgunluğunu, olayları hiç abartmadan, kimseyi suçlamadan, ama her şeyi suçlayarak ve eleştirerek aktarmasını soluk almadan okudum."
Güncel Yayıncılık'tan çıkan 'Adları Saklıdır'dan bir bölümü paylaşmak istiyorum:
"Tutuklular tutuklanıyor. Gazdan bana kalan "yadigar" artık hiçbir zaman kapalı kapılar ardında uyuyamama fobim oldu. Mümkünse sokak kapısını bile açık bırakarak yaşamayı tercih ettiğim bir klastrofobi şimdilik eski hayatımdan bir anı olarak benimle birlikte gidiyor."
Akın Olgun'un, Divriği, İstanbul ve Londra üçgenindeki mücadelesini, güçlü ve gelecek müjdeleyen kaleminden okuyorum.
Yaşadığı dönemin üzerindeki giz perdesini kaldıran yazarı, topluma yeniden kazandıranlardan biri olan dostum Ayşe Önal'a binlerce teşekkür ediyorum. Akın Olgun'la tanışır tanışmaz barışan yıldızımın nedeni bir kez daha pekişiyor. Çünkü, baş eğenlerle yıldızım hiç barışmıyor...
Akın Olgun, ölüm oruçlarında bedeninde ve ruhundaki izleri yazarak siliyor.
Behiç Aşçı'nın bedeninde izlerin kalmaması için Adalet Bakanlığı'nın bir an önce tecridin kaldırılması için, somut adımlar atmasını bekliyorum.
Behiç Aşçı her geçen gün biraz daha eriyor, görmüyor musunuz?
Yedi yıl elli adımdan fazla yürüyemeyen Akın, kitabıyla koşuyor.
Ülkemizde uygulanan tecrit kaldırılırsa; acılara takılmadan ölümsüz yapıtlarla topluma ses veren, ülkesini seven Akınlar çoğalacak...